31 Ağustos 2016 Çarşamba

Kader (2006)

80'lerin ikinci yarısında yükselişe geçen Türk sinemasında bilhassa gerçekçi ve dramatik hayat hikâyeleri işlendi ve bu dönemde, her biri inci gibi parlayan önemli filmlere imza atıldı. Bu kapsamda yer alan ve yönetmenliğini Zeki Demirkubuz'un yaptığı Masumiyet (1997) filmi, günümüzde hemen hemen tüm 'gelmiş geçmiş en iyi 10 Türk filmi' listelerinde yer almaktadır. Filmde, hapisten yeni çıkmış Yusuf (Güven Kıraç), İzmir'de bir otelde Bekir (Haluk Bilginer) ve Uğur (Derya Alabora) ile karşılaşır; Uğur'un bir de sağır ve dilsiz bir kızı vardır. Filmin en önemli sahnelerinden birinde Bekir, Yusuf'a bu küçük kızın ve kendilerinin hayat hikâyesini anlatır. İşte, yönetmenliğini yine Zeki Demirkubuz'un yaptığı Kader (2006) filmi de Bekir'in anlattığı bu hikâyenin filmidir aslında. Yani Kader filminde, Bekir ve Uğur'un gençlik dönemlerinde kaderlerinin kesişmesini ve sonrasında çözülmeyen bir düğüm hâline gelişini görürüz. Masumiyet ve Kader filmleri, hem sinemasal güçleriyle hem de devam filmi olarak Türk sinemasında çok özel bir yerde durmaktadır.

Filmde akvaryum, genç Uğur'un (Vildan Atasever) engelli babası, annesi ve erkek kardeşi ile yaşadığı evde karşımıza çıkıyor. Bu, dekorasyonun özensizce yapıldığı, sıradan bir karma Malavi cichlidi akvaryumu.


Yazan: Anıl Altın
Not: Filmde, Uçurtmayı Vurmasınlar'ın (1989) Barış'ının (Ozan Bilen) Zagor rolünde olduğunu belirteyim.
Şahsen filme verdiğim not: 8 / 10
Filmin künyesi: IMDB

28 Ağustos 2016 Pazar

Amonyak Zehirliliği ve pH İlişkisi

Yazan: Tony Griffitts

Amonyağın balıklar için zehirli olduğu bilinen bir durumdur. Akvaryumlar ve havuzlarla ilgili birçok kitap, en azından bir veya iki paragrafla bu konuya değinir. Kitaplarda çoğunlukla bahsedilmeyen durum ise, amonyak zehirliliğinde pH’ın oynadığı roldür.

Yeni bir akvaryum veya havuzdaki amonyak konsantrasyonu, seviyenin balıkların ölmeye başladığı noktaya ulaşmadığından emin olmak üzere yakından izlememiz gereken bir kimyasaldır. Birçok balık türünün ölümü, milyonda 0,6 (0,6 ppm) kadar düşük bir seviyede başlayabilir. Oturmuş sistemlerde amonyak seviyesi normalde 0 ppm okunur. Akvaryum veya havuz test kiti ile amonyak testi yaptığınızda elde edilen değer, Toplam Amonyak Nitrojeni* (TAN) olarak bilinen amonyum (NH4+ veya iyonize amonyak) ve amonyak (NH3 veya iyonize olmayan amonyak) kombinasyonudur. Amonyak, TAN'daki zehirli kısımdır. Amonyum, yüksek konsantrasyonlarda olsa bile balıklarda ölüme yol açmaz. İkisi arasındaki farkı anlamak, sisteminizde gerçekten ne kadar zehirli amonyak olduğunu anlamanız açısından önemlidir. TAN'ın ne kadarının zehirli olduğu, suyun pH'ı ve çok daha az oranda da sıcaklık ile ilgilidir. Daha yüksek pH, TAN'da daha yüksek amonyak miktarı demektir. Su sıcaklığı 28°C, pH'ı 7,0 ve 5 ppm TAN için amonyak sadece 0,03 ppm'dir. Eper pH'ı 9,0 olan bir suda Tanganyika cichlidleri besliyorsanız, 5 ppm TAN'daki amonyak 2,06 ppm (ölümcül tehlike değerinde) olur. Tuzlu su balıklarının ve Afrika cichlidlerinin amonyağa karşı daha hassas olmalarının nedeni budur; bu balıklar normalde pH'ı 8,2 veya daha yüksek olan sularda yaşar. pH 6,0 için 10 ppm TAN'da amonyak sadece 0,007 ppm'dir. Aşağıda, TAN değerinizin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamanızda referans olabilecek bir "Gerçek Serbest Amonyak" şeması yer almaktadır.

Serbest amonyak, Toplam Amonyak Nitrojeninin (TAN) zehirli kısmıdır. Şemada sağdaki bölümde 1 ppm'den 5 ppm'ye uzanan renk çizgileri, grafiğin solunda ise alttaki pH değerine bağlı olarak okunan "Gerçek Serbest Amonyak" görülmektedir. pH 8,0'ın üzerinde TAN zehirliliğinin hızlıca artışı söz konusudur.

Güney Amerika ve Batı Afrika cichlidlerini üretenlerin, akvaryumda 6,0'ın altında düşük pH'ı sürdürmeleri gerekir ve düşük pH, amonyağı nitrite çeviren nitrifikasyon bakterilerine olumsuz etki yaptığından ötürü su değişimleri yapılırken dikkatli olunması şarttır. Asidite nedeniyle bu bakteri popülasyonları, TAN değerinin çabucak yükselebileceği biçimde oldukça azalabilir. pH düşükken TAN değerinin neredeyse tamamı amonyumdur ama sistemde bazik su ile değişim yaparsanız, amonyum çabucak amonyağa dönüşür ve bu durum potansiyel olarak amonyak zehirlenmesine yol açar. Bu noktada su değişimlerinde ilave edilen suyun akvaryumdaki suyla aynı pH'a sahip olması önemlidir.

Sistemdeki suyun pH'ı, amonyak zehirliliğini büyük oranda etkilemektedir. Gerçek amonyak zehirliliği seviyesini anlamak için hem pH'ı hem toplam amonyak nitrojeni seviyesini test etmek gereklidir.


Çevirmen: Anıl Altın
Çevirmenin notu: *Nitrojenin diğer adı azottur.
Kaynak: aquaworldaquarium.com
İlgili makaleler: 1) Amonyak Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
2) Akvaryumda Amonyak Tespit Edersem Ne Yapmalıyım?
3) Balık İdrarında Ne Var?
4) Akvaryumda Su Değişimi Yapmanın Önemi

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Akvaryumda Jack Dempsey Cichlid Bakımı

Jeremy Gay, adını bir boks efsanesinden almış favori cichlidlerden birinin profilini çıkarıyor ama günümüzdeki kavgacı balıklarla kıyaslandığında artık eski gücünde olmadığı konusunda ısrar ediyor.

Birisinden basitçe bir cichlid çizmesini veya tanımlamasını isteyin, muhtemelen bir Jack Dampsey çizecek veya tanımlayacaktır; ortalama bir karma akvaryum için iri ve kalın yapılı, oldukça kavgacı, iştahlı ve avcı bir balık.

William "Jack Dempsey" Harrison
Jack Dampsey, 1920'lerde kariyerinin zirvesinde olan ünlü Amerikalı ağır sıklet boks şampiyonu William "Jack Dempsey" Harrison'dan ad aldığından beri popülerlik kazanmış tipik bir cichliddir.

Dempsey günümüzde tüm zamanların en iyi 100 boksörü listesinde 7. sırada ve öncü akvaristler, bu Orta Amerika cichlidiyle boksör arasında benzerlikler görmüş olmalılar. Ancak artık yaygın olarak bulunabilen bazı cichlidlerle kıyaslandığında Jack Dempsey, sıralamada aşağılara düştü ve şiddet içeren davranışları yerine daha çok renkleri yüzünden rağbet görüyor.

Kökeni

Jack Dempsey doğal olarak Meksika, Honduras, Guatemala ve Belize'de yaşar ama yıl boyunca ılıman iklime sahip diğer bölgelere de sonradan eklenmiştir. Ilık ve durgun sularda görülür; çeşitli kurtlarla, kabuklularla, böceklerle ve balıklarla beslenir.

25 cm. uzunluğa eriştiği söylense de ben bu boya ulaşan bir bireye rastlamadım. Daha gerçekçi maksimum boy erkeklerde 20, dişilerde 15 cm'dir.

Birçok cichlidde olduğu gibi Jack Dempsey'in de ilginç bir sınıflandırma geçmişi var: İlk önce Cichlasoma biocellatum olarak adlandırıldı, sonra sırasıyla Cichlasoma octofasciatum, Heros octofaciatus, Parapetenia octofasciata, Nandopsis octofasciata, Archocentrus octofasciatus ve en sonunda Rocio octofasciata adını aldı. Ancak bunca değişikliğe rağmen bu tür, nadiren başka bir türle karıştırıldı, karıştırılacak. Bu türü birçok defa besledim çünkü Jack Dempsey dayanıklı, bakımı kolay, üretimi kolay, renkli, nispeten ucuz ve zaman içinde gelişim gösteren bir balık.

Ayrıca sert ve oldukça kavgacı; çok fazla büyümediği için 120 cm. veya ideal olarak 150 cm. uzunluğa sahip bir akvaryumda bakılabilir.

Midas gibi diğer Orta Amerika cichlidlerinde asgari 180 x 60 x 60 cm. ölçülerindeki bir akvaryum önerilir ama ben Jack Dempsey için bunu şart koşmuyorum. Diğer birçok türe göre daha kavgacı olsa da tek tür olarak bakılması pek uygun değildir. Bu yüzden, diğer iri ve dayanıklı türlerle bir arada olmalıdır.

Bakım kolaylığı

Jack Dempsey'i popüler bir balık yapan özelliklerinden biri, bakımının kolay olmasıdır. Doğada yaşadığı sular sert ve baziktir (pH 7 - 8) ve su sıcaklığı, yılın belli bölümlerine bağlı olarak 22 - 30°C aralığındadır. Bu, birçoğumuzun tropikal akvaryumlarındaki değerlerle eşleşen, geniş bir uyumluluk aralığını kapsamaktadır ve akvaryumunuzdaki pH değeri artarsa veya azalırsa, pek sorun olmaz.

Genç bireyler için, bir dış filtreyle birlikte 240 litrelik bir akvaryum uygun olacaktır. Jack Dempseyler yiyecek bulma amacıyla tabanı karıştırmayı sever ve üreme döneminde kazı da yapacaktır, dolayısıyla zeminde 5 cm. derinliğinde kumluk, çakıllık veya farklı tip ve tanecikte materyal karışımı bulunmalıdır.

Ben doğal görünümü tercih ediyorum; bu yüzden iri ağaç parçaları ve büyük kayalarla, balık kazı yaparken devrilme ya da düşme olmaması açısından ilk önce kayaları yerleştirerek dekorasyon yapılmasını öneriyorum.

Jack Dempsey, orta ve dip sularda yüzen, bölgeci bir balıktır; dolayısıyla dekorlar, zeminde açık bölgeler oluşturacak şekilde yerleştirilmeli ve ayrıca dikey yapılar veya plastik bitkilerle balıkların görüş açıları kısıtlanmalıdır.

Java fern veya Anubias gibi bitkileri ağaç parçalarının ya da kayaların üzerine tutturabilirsiniz ama balıklar büyüdükçe dekorları istedikleri gibi şekillendireceklerini unutmayın.

Gençler
Satın alma ve Üretim

Bu, üretim yapmayı isteyip istememenize göre şekillenir. En iyi değeri almak için, 5 ila 7,5 cm'lik genç bireyler satın alınmalıdır. Eğer onları karma bir cichlid ve kedi balığı akvaryumunda sadece davranışları, karakteri ve renkleri için beslemek isterseniz, bir tane erişkin balık alın ve keyfini çıkarın.

Tüm "karma" cichlid akvaryumlarında olduğu gibi, balık biçimleri ve renkleri farklı olmalıdır, bu şekilde balıklar arasında benzerlik ve rekabet gelişmez.

Severumlar; iri yapılı, geniş gövdeli, farklı renk ve desenlere sahip ve oldukça durgun olduklarından uygun akvaryum arkadaşları olabilir.

Üretim yapmak isterseniz, akvaryumcudaki Jack Dempsey akvaryumundan büyüklük, biçim ve davranış olarak en çok farklılık gösteren dört ya da beş balık satın almalısınız. Cinsiyet ayrımı açısından, erkekler dişilere göre daha iri yapılı ve büyük kafalıdır ve küçükken bile, akvaryumcudaki akvaryumda baskın davranış sergileyecektir.

Erkekler ayrıca daha uzun olur; özellikle solungaç kapaklarında pembemsi fon rengi bulunabilir ve alt çenede çok az mavi çil görülür veya hiç görülmez.

Kesin cinsiyet ayrımı yapmak isterseniz, 10 cm. veya daha büyük balıklar edinmelisiniz. Bu boyda erkekler, daha erkeksi çene hatlarıyla birlikte daha uzun kafaya sahiptir ve ruh hâline bağlı olarak epey soluk renkli olabilir. Eğer şanslıysanız, civelek bir dişi, koyu vücut rengini ve solungaç kapaklarındaki ve çenesindeki mavi çilleri sergileyerek, kendisini açık edecektir.

Ayrıca dişinin üzerine siyah dikey şeritler de görebilirsiniz ve erkekle eş tuttuklarında, her ikisi de daha yoğun koyu renge bürünecektir ve hatta daha ürkütücü ve etkileyici görüneceklerdir.

Bir yıl içinde gençler iki katı büyüklüğe erişebilir ve cinsiyetleri belli olur ama eğer beklemek istemiyorsanız, önceki sahipleri tarafından akvaryumculara geri verilen yetişkin balıkları alabilirsiniz.

Erişkin bir çiftin, daha küçük yapılı bir dişi ve daha uzun ve iri yapılı ve büyük kafalı bir erkek şeklinde açıkça farklı görünmeleri gerektiğinden, benzer görünüme sahip "eşlere" dikkatle yaklaşın. Birbirlerine müsamaha gösteren  ve muhtemelen kardeş olan iki erkeğin "eş" olarak satıldığına şahit oldum.

İç üremeyi engellemek için, erkeği ve dişiyi farklı dükkânlardan, farklı üretim noktalarından ve farklı zamanlarda almaya çalışın. Ancak unutmamak gerekir ki onları eş olarak satın almamak, eş tutmalarını sağlamayı gerektirecektir.

Doğal olmayan bir ortamda eşleştirilen neredeyse tüm yumurta depolayıcı cichlidlerde, dişiyi mevcut erkeğin yanına koyarsınız. Erkek, dişiyi bölgesine giren uygun bir dişi olarak görür, gelir gelmez onunla çiftleşmek ister ama dişi, yumurtalar veya hoşgörü açısından uygun değildir.

Bunun üzerine erkek, "öyleyse işime yaramaz" diye düşünür ve def olup gitmesi için dişiyi pataklar ama dişi elbette çok uzağa gidemez. Ertesi gün dişiyi bir köşede çok kötü durumda ve ölmek üzere dururken görürsünüz.

Bu senaryonun olmasını engellemek için, dişiyi önce hazırlamak ve sonrasında erkekle bir araya getirmek ve kötü bir durumda müdahale etmek üzere bir ayırıcıya* ihtiyacınız vardır. İyi haber ise, balıklar eş tuttuğunda, birliktelikleri sonuna kadar sürecektir.

Jack Dempseyler çoğunlukla zemin üzerinde, altlarında yumurtlamak üzere kovukları, boruları veya çıkıntıları seçer ve yavruları içerisinde tutacakları ve onları görmenizi engelleyecekleri bir çukur kazarlar. Hem ana tankta hem üretim tankında üremeye hazırdırlar ve onları izlemek harika olsa da ben, eş tutmuş bir çift defalarca üreyeceğinden ve yavrular için yeni akvaryum bulmada ciddi sıkıntılar yaşayacağınızdan ötürü dikkat etmenizi öneriyorum.

Üretim sayılarını azaltmazsanız, her birkaç ayda bir birkaç yüz balık elde etmiş olacaksınız ve ticaretini düşünmüyorsanız, bu balıkları koyacak veya verecek yer bulamayabilirsiniz.

İlk başlarda utangaçlık

Adına ve ününe rağmen Jack Dempsey cichlid, çoğunlukla utangaç ve durgun, hatta ilk eklendiğinde ürkek bile olabilir. Bu durumu atlatabilmesi için onu, içerisinde kıpırtılı balıkların olduğu bir akvaryuma koyun. Akvaryumda bolca saklanma yerinin olduğundan emin olun ve ortamı loş tutun.

Electric Blue Jack Dempsey / EBJD
Electric Blue varyetesinden elektrik alamıyorum!

İnternet ortamında kısaltmalar oldukça yaygın ve bu varyete (Electric Blue Jack Dempsey) çoğunlukla EBJD olarak anılıyor.

Normalde bu balıkları sevmem gerekirdi ama ben onlardan pek etkilenmedim.

Orijinal türün cazibesinin bir kısmı, balığın hemen göze çarpmayan renklenmesi ve yıllar içinde onu göz alıcı bir erişkine dönüştürme çabasıdır. Ancak, küçük bir EBJD satın alın ve o zaten hâlihazırda parlak mavi renktedir.

Köken meselesine gelelim. Bu, tartışmalı bir konu ama ben, EBJD'nin bir JD ve muhtemelen başka bir Orta Amerika cichlid türünün çaprazlanması sonucunda ortaya çıkarıldığını düşünüyorum. Bazı kimseler bu varyetenin bir üreme çılgınlığında doğal olarak ortaya çıktığını ve üreme hattından meydana geldiğini iddia edeceklerdir.

Ancak bu varyetede uzun yüzgeçler (tipik bir melez özelliği), farklı batınlarda farklı kafatası biçimleri ve bazı düzensiz pul yapıları mevcuttur.

Ek olarak, EBJD çiftleri görsem de henüz bunların EBJD yavrularını göremedim. Bunun yerine bazı kimseler onları gerçek Jack Dempseylerle eşleştirip doğal gibi görünen "mavi gene sahip Jack Dempseyler" olarak satıyorlar.

Göz alıcı oldukları aşikâr; Papağan cichlid gibi deformasyona sahip değiller ama soyları yine de kuşkulu durumda.


YazanJeremy Gay
Kaynak: practicalfishkeeping.co.uk
Çevirmen: Anıl Altın
Çevirmenin notu: *Burada ayırıcı olarak kastedilen aparat, akvaryumun ortasında yerleştirilip balıkların birbirini görmesi ama diğer bölmeye geçememelerini sağlayan sert bir tel ağ olabilir.



19 Ağustos 2016 Cuma

Kuzgunun Kültürel Tasvirleri

Efsanelerde ve edebiyatta kuzgunlar birçok yerde geçmektedir. Bunların çoğunda, geniş dağılıma sahip Bayağı Kuzgun (Karakarga) kastedilmektedir. Siyah tüyleri, gaklama sesi ve leşçil beslenmesi yüzünden kuzgun, uğursuz kuş olarak görülmüş ve mit ve efsane yaratıcılarının ilgisini çekmiştir.

Fransız antropolog Claude Lévi-Strauss, yaşam ve ölüm arasında ara bulucu bir hayvan olması sebebiyle kuzgunun (çakal gibi) mitsel bir durum kazandığına dair yapısalcı bir teori ortaya koymuştur. Leşçil kuşlar olarak kuzgunlar, ölümle ve kayıp ruhlarla ilişkili hâle gelmiştir. Örneğin:

* İsveç'te bir batıl inanca göre kuzgunlar, katledilen insanların hayaletleridir.

* Aborijin ve Kuzey Amerika efsaneleri gibi birçok kültürde kuzgunun, önceleri beyaz bir kuş olduğuna inanılmaktadır.

Resmî Kuş

Kuzgun, Kanada'da Yukon eyaletinin ve ayrıca Northwest Territories (Kuzeybatı Toprakları) eyaletindeki Yellowknife kentinin resmî kuşudur.

Kültürel Alanda Sembolizm ve Mitoloji

Kuzgun, pek çok antik mitolojide yer almaktadır. Yaygın hikâyelerden bazıları Yunan, Kelt, Kuzey, Pasifik Kuzeybatı ve Roma mitolojilerine aittir.

Greko-Romen Antik Çağ

Yunan (Grek) mitolojisinde kuzgunlar, kehanet tanrısı Apollon ile ilişkilendirilir. Talih sembolü oldukları söylenir ve ölümlü dünyada tanrının elçisidirler. Mitolojik anlatıya göre Apollon, âşığı Koronis'e casus olarak beyaz bir kuzgun (veya bazı versiyonlarda karga) gönderir. Kuzgun, Koronis'in ona sadakatsizlik ettiğine dair kötü haberlerle geri döndüğünde Apollon, hayvanın tüylerini siyaha çevirerek öfkesini kuzgundan çıkarır. Günümüzde kuzgunların siyah renkte olmasının nedeni budur.

Livy'ye (Romalı tarihçi Titus Livius) göre, Roma generali Marcus Valerius Corvus (M.Ö. 370-270) cüsseli bir Galyalı ile çarpışırken, miğferinin üstünde, uçarak düşmanının kafasını karıştıran bir kuzgun bulunuyordu.

Yahudi İncili ve Musevilik

Kuzgunlar, Yahudi İncili'nde birçok yerde geçmektedir. Hâkimler Kitabı'nda, Gideon tarafından mağlup edilen Medyen Krallarından birinin adı, "Kuzgun" anlamına gelen "Orev" idi.

Talmud metinlerinde kuzgunun, Nuh'un gemisinde sel sırasında çiftleşen üç canlıdan biri olduğu ve bu yüzden cezalandırıldığı belirtilmektedir. Şaşırtıcı şekilde, İzlandalıların Landnámabók kitabında -Nuh ve gemisine benzer bir hikâye olarak- Hrafna-Flóki Vilgerðarson, gemisini Faroe Adaları'ndan İzlanda'ya götürmek için kuzgunların rehberliğinden yararlanmaktadır.

Krallar Kitabı'nda (17:4-6) Tanrı, İlyas Peygamberi beslemeleri için kuzgunları görevlendirmektedir. Eyüp Kitabı'nda Eyüp 38:41'de kuzgunları kimin beslediği üzerinde durulmaktadır. Şarkıların Şarkısı 5:11'de Kral Süleyman, kuzgun kadar siyah saçlı olarak tanımlanmaktadır. Yeni Ahit'te de kuzgunlar, Luka 12:24'te Tanrı'nın hükmünün bir göstergesi olarak İsa Peygamber tarafından kullanılmaktadır.

Lizbon arması
Geç Antik Çağ ve Hıristiyan Orta Çağı

İberyalı Hıristiyan şehidi Zaragozalı Aziz Vincent (Saint Vincent of Saragossa) hakkındaki dördüncü yüzyıl efsanesine göre, Aziz Vincent idam edildikten sonra destekçileri gelip naaşını alana kadar kuzgunlar, başında bekleyip onu vahşi hayvanlara karşı korumuştur. Naaşı, Portekiz'in güneyindeki Cape St. Vincent (St. Vincent Burnu) olarak bilinen yere götürülmüştür. Mezarı üzerine, kuzgun sürüleri tarafından korunmaya devam eden bir türbe inşa edilmiştir. Arap coğrafyacı El İdrisi, "Kanisah al-Ghurab" (Kuzgun Kilisesi) olarak adlandırdığı bu yerdeki kuzgunların daimi koruma olayından bahsetmiştir. Portekiz Kralı Afonso Henriques (I. Afonso) (1139–1185) azizin naaşını mezarından çıkartmış ve yine kuzgunların eşliğinde gemi ile Lizbon'a getirtmiştir. Bu nakliyat, Lizbon armasında tasvir edilmektedir.

Bir kuzgunun, Nursialı Aziz Benedikt (Saint Benedict of Nursia) kutsadıktan sonra kıskanç keşişler tarafından üzerine zehir dökülen bir ekmeği alıp götürerek azizi koruduğundan da bahsedilir.

Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa hakkında, Türingiya'daki Kyffhäuser Dağı veya Bavyera'daki Untersberg Dağları'nda bir mağarada şövalyeleri ile birlikte uyuduğundan bahsedilen efsanelerde, kuzgunlar dağın etrafında uçmaya son verdiğinde imparatorun uyanacağı ve Almanya'yı tekrar eski şaşalı günlerine geri döndüreceği anlatılır. Hikâyeye göre imparatorun gözleri uyurken yarı açıktır ve zaman zaman elini kaldırıp bir genci kuzgunların uçmayı kesip kesmediğine bakması için gönderir.

Odin'in omuzlarında Huginn ve Muninn
Cermen Kültürleri ve Viking Çağı

Cermenlere göre Odin sıklıkla kuzgunlarla birliktedir. Figür tasvirlerini kapsayan örneklerde Odin, İsveç'in Vendel Dönemi'nde 6. yüzyıl kolye ucu ve 7. yüzyıl miğferi üzerinde iki kuşla birlikte görülür. Geç dönem İskandinav mitolojisinde Odin, gözleri ve kulakları gibi hareket eden Huginn ve Muninn adında iki kuzguna sahip olarak tasvir edilir; Huginn düşünce ve Muninn hafıza ile ilişkilendirilir. Kuzgunlar her gün Hliðskjálf'tan havalanır ve Odin'e Midgard'dan haberler getirirler.

Kuzguna karşılık gelen Eski İngilizce kelime ‘hræfn'dir; Eski İskandinav dilinde ise bu kelime ‘hrafn'dır ve bu, sıklıkla kan dökme ve savaş işareti olarak bir arada kullanılmıştır.

Kuzgun, Vikinglerde yaygın olarak kullanılan bir nişandır. Ragnar Lodbrok, üzerine kuzgun nişanı işlenmiş ve Reafan adı verilen bir sancağa sahipti. Eğer bu sancak dalgalanırsa Lodbrok'un galip geleceğinden, sancak hareketsiz kalırsa da savaşın kaybedileceğinden bahsedilir. Kral Harald Hardrada'nın da Landeythan adı verilen bir kuzgun sancağı vardı. Kuş ayrıca eski bir Viking kolonisi olan Man Adası folklöründe de görülür ve arması üzerinde bir sembol olarak kullanılmaktadır.

Kelt Gelenekleri

İrlanda mitolojisinde kuzgunlar, Badb ve Morrígan figürlerinde savaş ve savaş alanı ile ilişkilendirilir. Tanrıça Morrígan, kahraman Cú Chulainn'in ölümünün ardından, onun omzuna kuzgun biçiminde konmuştu. Tanrı Lugh'un adı, Keltçede "kuzgun" için kullanılan bir kelimeden gelmektedir. Lugh güneş tanrısıdır ve sanat ve bilim yaratıcısıdır.

Kuzgunlar ayrıca, adı "kuzgun" anlamına gelen Gal tanrısı Bran the Blessed (Kutsal Bran) (Branwen'in erkek kardeşi) ile ilişkilendirilmiştir. Mabinogion'a göre Bran'ın başı, istilalara karşı tılsım olması için White Hill of London'a gömülmüştür. Bran, Mabinogion'un İkinci Bölümü olarak bilinen hikâyede devasa biri ve Britonların Kralı olarak tasvir edilmiştir ve Gal mitolojisindeki birkaç diğer karakter de Bran adı taşımaktadır. 12. veya 13. yüzyılda yazılmış olan The Dream of Rhonabwy (Rhonabwy'nin Düşü) efsanesinde de Kral Arthur’un şövalyesi Owain'in ordusu olarak sıklıkla kuzgunlardan bahsedilmektedir.

Londra Kulesi kuzgunları
Bir efsaneye eğer Londra Kulesi'ndeki kuzgunlar kovulursa, İngiltere Krallığı yıkılacaktır. Yüzyıllar boyunca en azından altı adet kuzgunun kulede yaşadığı düşünülmüştür. II. Charles'ın (1630 - 1685), Kraliyet Astonomu John Flamsteed'in şikâyetleri üzerine kuzgunların kovulmasını emrettiği söylenir. Ama kuzgunlar kovulmamıştır çünkü krala efsaneden bahsedilmiştir. Charles, İngiliz İç Savaşı'nın ardından, batıl inanç veya değil, böyle bir riski almamış, bunun yerine gözlemevini Greenwich'e taşıtmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Kule'deki kuzgunlarının çoğu, bombardımanların yarattığı etki nedeniyle helak oldu ve geriye sadece "Mabel" ve "Grip" isminde bir çift kuzgun kaldı. Kule'nin tekrar halka açılmasından kısa bir süre önce Mabel uçup gitti ve Grip'i biçare bıraktı. Birkaç hafta sonra Grip de muhtemelen eşini aramak için uzaklaştı. Bu olay birkaç gazetede yer aldı ve yazıların bazılarında eğer kuzgunlar Kule'yi terk ederse, Britanya İmparatorluğu'nun çökeceği efsanesi yer alıyordu. Bunun kısa süre sonrasında İmparatorluk parçalandığından, batıl inanç sahibi kimseler olayı efsanenin onaylanmasına yordular. Kule'nin 1 Ocak 1946 tarihinde halka açılmasının öncesinde, buraya yeni kuzgunların yerleştirilmesi sağlandı.

Orta Doğu / İslam kültürü

Kuran-ı Kerim'deki Habil ve Kabil hikâyesinde, Maide suresinin 31. ayetinde, kuzgunun, Kabil'in öldürdüğü kardeşinin cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini gösterdiği yer alır (Bkz. Maide suresi ayetler 27-31).

Hinduizm / Güney Asya

Tanrıça Dhumavati
Yoga Vasistha metninin bir bölümü olan Bhusunda hikâyesinde, karga biçimindeki çok yaşlı bilge Bhusunda, Hindu kozmolojisinde tanımlı olduğu üzere dünya tarihinde çağların bir başarısı olarak anımsanmaktadır. Meru Dağı'ndaki bir dilek ağacı üzerinde yaşayarak, birkaç felaketi atlatmayı başarmıştır. Kargalar, Hinduizm'de ayrıca ata olarak görülür ve Shraaddha ritüeli sırasında kargalara yiyecek veya yer fıstığı verme uygulaması hâlâ geçerlidir.

Bir Hindu tanrısı olan Shani, sıklıkla dev bir siyah kuzgun ya da karga üzerine binmiş şekilde resmedilir. Karga (zaman zaman kuzgun veya akbaba), Shani'nin vahanasıdır. Mülklerin koruyucusu olan Shani, bu kuşların hırsızlık eğilimlerini bastırabilmektedir.

Karga, geleneksel dindar Hindular tarafından, Pitrs (ruhlar/atalar) dünyasından bir haberci olarak görülür ve yıllık Shraddha ritüeli sırasında, Brahmanların yemeklerini yemelerinin ardından, pişirilmiş pirinç törensel olarak kargalara sunulur. Her Brahman hanesinde, herhangi biri yemek yemeden önce, Tanrıya (ailenin tanrısı) yiyecek sunulmasının ardından, kargalara günlük pirinçleri verilir. Bu görev evin hanımınındır ama Shraddha gününde, kargaları çağırma ve onlara pirinç topları verme ritüelini uygulayan kişi erkek olur.

Karganın gaklaması da ya kendisiyle uzun süredir iletişim kurulmamış akrabalardan bir mektup (haber) alınacağına ya da birtakım beklenmedik misafirlerin geleceğine dair bir işaret olarak görülür. Tecrübeli ihtiyar kimseler, karganın çatı, duvar vs. üzerinde hoplama veya yürüme biçiminden ya da gaklama tonu ve biçiminden bunun nasıl bir haber olduğunu anlayabilirler.

Bir kişinin bir iş veya yolculuk için yola çıktığı yol üzerinde alçak uçuş yapan karga, soldan sağa ya da tam ters şekilde uçuş yoluna bağlı olarak, olumlu veya olumsuz yorumlanan bir işaret olarak görülür.

Eski Tamil edebiyatında kargadan, gün doğumundan önce kalkmanın, insan görüşü ötesinde çiftleşmenin ve yemeği paylaşmak üzere dostları ve akrabaları davet etmenin bir örneği olarak bahsedilir.

Ayrıca Kuzgun, Bhutan'ın ulusal kuşudur ve tanrı Gonpo Jarodonchen'i temsil eder biçimde kraliyet şapkasını bezemektedir.

Kuzey Amerika, Pasifik Kuzeybatı Yerlileri

Kuzgun; Çimmesyanlar, Haydalar, Heiltsuklar, Tlingitler, Kwakiutller, Kıyı Salişleri, Koyukonlar ve İnuitler gibi Pasifik Kuzeybatı kıyısı yerli halk mitolojilerinde önemli role sahiptir. Bu yerli halk mitolojilerinde kuzgun, dünyanın yaratıcısıdır ama ayrıca düzenbaz bir tanrı olarak da görülür. Örneğin Tlingit kültüründe, daima açıkça ayırt edilmeseler bile iki farklı kuzgun karakteri vardır. Bunlardan biri yaratıcı kuzgundur; dünyayı biçimlendirmekten sorumludur ve bazen de karanlığa aydınlık getiren güç olarak görülür. Diğeri ise çocuksu kuzgundur; daima bencil, yaramaz, entrikacı ve iştahlıdır. Yüce Ruh her şeyi yaratırken, yarattıklarını ayırmış ve sedir ağacından yapılma kutularda saklamış. Yüce Ruh, bu kutuları insanlardan önce yaşamakta olan hayvanlara hediye olarak vermiş. Hayvanlar kutuları açtığında, dünyayı oluşturan her şey ortaya çıkmış. Kutularda dağlar, ateş, su, rüzgâr ve ayrıca bitkiler için tohumlar bulunuyormuş. Martıya verilen kutuda, dünyanın tüm ışığı varmış. Martı, kutusunu çok sevmiş ve kanadının altında saklayarak onu açmayı reddetmiş. İnsanlar kuzgundan, kutuyu açma ve ışığı salıverme konusunda martıyı ikna etmesini istemiş. Bunun üzerine kutuyu açması için ona yalvarmasına, ısrar etmesine, iltifatta bulunmasına ve onu kandırmaya çalışmasına rağmen, martı bunu kabul etmemiş. En sonunda kuzgun, öfkelenmiş ve martının ayağına bir diken batırmış. Kuzgun, martı acı nedeniyle kutuyu bırakana kadar dikeni daha derine itmiş. Sonrasında kutudan, dünyaya ışığı getiren güneş, ay ve yıldızlar çıkmış ve böylelikle dünyanın ilk günü başlayabilmiş.

Sanatçı Bill Reid, kuzgunu hem düzenbaz hem yaratıcı olarak bütünleştirerek, bir Hayda mitinden bir sahneyi tasvir eden The Raven and The First Men (Kuzgun ve İlk İnsanlar) heykelini yapmıştır. Bu mite göre hem karnı tok olan hem de canı sıkılan kuzgun, bir midye içine sıkışmış bazı yaratıklar bulmuş ve bunları serbest bırakmış. Bu korkmuş ve utangaç yaratıklar, dünyadaki ilk insanlarmış ve midyenin kabuğundan kuzgun tarafından kurtarılmışlar. Daha sonra kuzgun bu yaratıklardan sıkılmış ve onları kabuğa geri götürmeyi planlamış. Ama bunun yerine, bu erkek yaratıklara dişi eşler bulmaya karar vermiş. Kuzgun bir kitonun içinde birkaç dişi insan bulmuş, onları kurtarmış ve bu iki cinsiyete buluşma ve etkileşime geçme fırsatı vermiş. Daima düzenbaz olarak bilinen kuzgun, insanların çiftleşmesinden sorumluymuş ve onlara karşı kendisini çok koruyucu hissetmiş. Kuzgun yaratıcı olmakla birlikte, birçok Hayda mitinde ve efsanesinde sıklıkla insanoğlunun koruyucusu olarak yer almaktadır.

Puget Halici bölgesinden farklı bir kuzgun hikâyesinde, kuzgunun ilk başta, insanların dünyasından önce var olan ruhlar diyarında (aslen kuşlar diyarı) yaşadığından bahsedilir. Bir gün kuzgun, kuşlar diyarından sıkılmış ve gagasıyla bir taş alarak uçup gitmiş. Taşı taşımaktan yorulduğunda onu bırakmış; taş okyanusa düşmüş ve günümüzde insanların yaşadığı gök kubbeyi oluşturana dek genişlemiş.

Hayda yerlilerinden Gwaii tarafından anlatılan eski bir hikâye, Güneşin, Ayın, Yıldızların, Tatlı Suyun ve Ateşin dünyaya kuzgun tarafından nasıl getirildiği ile ilgilidir:

"Uzun zaman önce dünyanın başlangıcının kıyısında Boz Kartal, Güneşin, Ayın, Yıldızların, tatlı suyun ve ateşin koruyucusu imiş. Boz Kartal, tüm bu şeyleri saklı tutacak kadar insanlardan nefret ediyormuş. İnsanlar, ateş ve tatlı su olmaksızın, karanlıkta yaşıyormuş.

"Boz Kartalın güzel bir kızı varmış ve Kuzgun ona âşık olmuş. Önceleri Kuzgun, kar beyazı bir kuşmuş ve böylelikle Boz Kartalın kızından hoşlanmış. Kız onu babasının hanesine davet etmiş.

"Kuzgun, Güneşin, Ayın, Yıldızların ve tatlı suyun Kartalın hanesinin duvarlarında asılı olduğunu gördüğünde, yapması gerekeni anlamış. Kimsenin görmediği bir anda bunları alma fırsatını kollamış. Sonra bunların hepsini ve yanan bir meşaleyi çalmış ve bacadan yukarı doğru çıkmaya başlamış. Kuzgun dışarı çıkar çıkmaz Güneşi gökyüzüne asmış. Okyanusun ortasında bir adanın çok uzağına uçabileceği kadar çok ışık ortaya çıkmış. Güneş battığında Kuzgun, Ayı gökyüzüne asmış ve yıldızları farklı yerlere serpiştirmiş. Bu yeni ışıkla uçmaya ve çaldığı tatlı suyu ve meşaleyi taşımaya devam etmiş.

"Kuzgun yeniden kara üzerine gelmiş. Doğru yere ulaştığında, tüm suyu bırakmış. Su yere inmiş ve dünyadaki tüm tatlı suya sahip akarsular ve göller oluşmuş. Kuzgun artık, meşaleyi gagasında tutarak uçuyormuş. Ateşten çıkan duman, beyaz tüylerine değmiş ve tüyleri siyaha dönmüş. Gagası yanmaya başladığında, meşaleyi bırakıvermiş. Meşale kayalara çarpmış ve ateş, kayaların arasında saklanmış. İşte iki taşı birbirine vurduğunuzda kıvılcım çıkmasının nedeni budur.

Kuzgunun tüyleri, meşaleden çıkan dumanla siyaha döndükten sonra bir daha asla beyaz olmamış. Bu yüzdendir ki Kuzgun artık siyah bir kuştur."

Kuzgunun güneşi çaldığı ve serbest bıraktığına ve ilk insanların bir midye kabuğundan çıkardığına dair dikkate değer başka hikâyeler de vardır. Britanya Kolumbiyası'nda yaşamış olan Kwakiutlların bir hikâyesi, gelecekte kehanet görüşü gelişsin diye erkek çocuğunun doğumunun ardından plasentanın kuzgunlara ikram edilişinden bahseder; böylelikle, İskandinav geleneklerine benzer şekilde, kuzgun ile kâhinlik arasında bir ilişki kurulmuştur.

Bir efsanede kuzgun kendisini, gün ışığı kutusunun sahibinin bekâr kızı tarafından yutulan bir çam iğnesine dönüştürmüştür; kız hamile kalmış ve kılık değiştirmiş bir kuzgun dünyaya getirmiştir.

Sibirya, Kuzey Asya

Kutcha (ya da Kutkh) isimli kuzgun tanrı veya ruh, Rusya'nın uzak doğusundaki Koryakların ve diğer yerli Çukotka-Kamçatka halklarının şamanik geleneklerinde önemli yer tutar.

Kutcha, geleneksel olarak çeşitli insanlar tarafından çeşitli biçimlerde kutsanır ve birçok efsanede yer alır: Yaradılışta önemli bir figür olarak, insanoğlunun doğurgan bir atası olarak, güçlü bir şaman olarak ve bir düzenbaz olarak. Çukçilerin animist hikâyelerinde adı sıklıkla geçer ve Kamçatka'daki Koryakların ve İtelmenlerin mitolojisinde merkezî roldedir. Kutkh ile ilgili birçok hikâye, Pasifik Kuzeybatı kıyısı yerlileri arasındaki Kuzgun hikâyeleriyle benzerdir; bu durum Asya ve Kuzey Amerika halkları arasında uzun ve dolaylı bir kültürel bağlantı geçmişi olduğunu göstermektedir.

Savaşta savaşçıların kafaları üzerinden uçan iki kuzgun veya karga, Yakut mitolojisinde iki kötü savaş ve vahşet ruhu olan Elbis Kuha ve Ohol Uğola'yı temsil eder. Yahut şamanizminde, Uluu Suorun Toyon ve Uluutuar Uluu Toyon dâhil olmak üzere bazı diğer tanrılar veya ruhlar, "bulutlu gökyüzünün yüce kuzgunu" olarak tanımlanmaktadır.

Modern Edebiyat

Kuzgun, Batı dünyası edebiyatında sıklıkla kendisine yer bulmuştur:

* Susanna Clarke'ın Jonathan Strange & Mr Norrell (2004) romanında Kuzey İngiltere'nin uzun süredir kayıp olan büyücü kralı John Uskglass, Kuzgun Kraldır. Askerî eylemler sırasında veya bir yerde sihirle ortaya çıkarken, dramatik etki için sıklıkla kuzgun sürülerini toplar. Roman boyunca kuzgunlar, onun dönüşünün veya özel bir büyü hareketinin işareti olarak görülür.

* Neil Gaiman'ın American Gods romanında, Huginn ve Muginn kuzgunları önemli bir rol oynamaktadır.

* Charles Dickens'ın tarihî romanı Barnaby Rudge'ta kuzgun "Grip" önemli bir karakterdir.

* Joe Haldeman'ın Guardian (2002) isimli bilim kurgu romanında şekil değiştiren bir yaratık, Gordon ismindeki bir Tlingit şamanı ve bir kuzgun olarak görülmektedir.

* Christopher Marlowe'un The Jew of Malta (muhtemelen 1589 veya 1590) oyununda kuzgunun uğursuz kara görüntüsü kullanılmaktadır.

* Edgar Allan Poe'nun anlatı şiiri "The Raven"da (1845) kuzgun, doğa üstü bir haberci olarak yer almaktadır. Bu şiirde ve Dickens'ın kitabında kuşun konuşma gücü önemlidir.

* Branwyn Rhodes'un yazdığı ve Mike Kunde tarafından resimlendirilen Legend of the Ravens (2013) isimli çocuk kitabı, 1600'lerde II. Charles döneminde Londra Kulesi kuzgunları hakkındaki efsanelere dayanmaktadır.

* William Shakespeare, kuzguna diğer herhangi bir kuşa olduğundan daha fazla atıfta bulunur; Othello ve Macbeth gibi eserleri buna örnektir.

* Edmund Spenser'ın The Faerie Queene (ilk bölümü 1590 ve ikinci bölümü 1596) isimli eserinde kuzgunun uğursuz kara görüntüsü kullanılmaktadır.

* J. R. R. Tolkien'in The Hobbit (1937) isimli kitabında Carc oğlu Roäc, Yalnız Dağ (Erebor) Kuzgunlarının lideridir.

* Darren Shan tarafından yazılan The Saga of Larten Crepsley serisinin Ocean of Blood kitabında Mika Ver Leth, bir kuzgunun insan biçiminde görünen hâli olarak tanımlanmaktadır.

Sinema

* Disney'in The Lone Ranger (2013) filminde (Johnny Depp tarafından canlandırılan) Tonto karakteri, film boyunca bir kuzgunlu başlık takmaktadır.

* Disney'in Sleeping Beauty (1959) filminde Malefiz, Diablo isminde evcil bir kuzguna sahiptir. Bu kuş, Malefiz'in kullanışlı bir yardakçısıdır.

* Diablo, Maleficent (2014) filminde ise Diaval adıyla karşımıza çıkar ve gerektiğinde, (aktör Sam Riley tarafından canlandırılan) bir insana, bir köpeğe, bir ata ve bir ejderhaya dönüşür. İlk defa bir insana dönüştüğünde, Malefiz tarafından bir avcı ve köpeğinin elinden kurtarılır. Bu durum onu Malefiz'e borçlu hâle getirmiş görünmektedir ve Malefiz'in davranışları sıklıkla alaycı ve kınayıcı olsa da Diaval onu desteklemekte ve ona yardım etmektedir.

* Edgar Allan Poe'nun The Raven (Kuzgun) şiiri, 1915, 1935, 1963 ve 2012 yıllarında sinemaya uyarlanmıştır.

* Disney'in Snow White and the Seven Dwarfs (1937) filminde Kötü Kraliçe Grimhilde, evcil bir kuzguna sahiptir. Grimhilde'in kuzgunu isimsizdir ve tamamen sessizdir; akıbeti de belli değildir.


Çevirmen: Anıl Altın
Kaynak: Wikipedia > Cultural depictions of ravens
Tür örneği: Kalın Gagalı Kuzgun

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Yılan Yıldızları

Deniz yıldızları, derisi dikenliler şubesine ve Asteroidea sınıfına bağlı bir grup omurgasız hayvandır. Deniz yıldızı terimi ayrıca, Asteroidea sınıfı üyeleriyle yakın akraba olan Yılan Yıldızları için de kullanılır. Yılan Yıldızları, Ophiuroidea sınıfına bağlıdır.

Deniz yıldızları tüm okyanuslarda yaşar ama en zengin tür çeşitliliği Pasifik Okyanusu’nun kuzey bölümündedir. Yılan Yıldızları da dünya genelinde deniz ortamlarında bulunur ve oldukça derin sularda hayatta kalma özellikleri ile ünlüdürler. 500 m’den daha derin deniz tabanları, çoğunlukla bu deniz yıldızlarıyla doludur ve 6000 m’den daha derin sularda bile görülürler. Ancak çok daha sığ sularda da bulunabilirler ve mercan resiflerinde de yaşarlar. Yılan Yıldızlarından birkaç tür, acı su şartlarında da hayatta kalabilmektedir; bu, derisi dikenliler arasında ender rastlanan bir durumdur.

Bir deniz yıldızı tipik olarak, disk şekilli ana gövdesinden çıkan en az beş “kol” ile donatılmıştır. Beş kollu yapı, kolların 72°’lik açılarla dizildiği ve pentaradyal simetri olarak bilinen bir simetri biçimini oluşturur. Çoğu deniz yıldızı beş kollu olsa da bazı türlerin beşten az, bazı türlerinse beşten fazla kolu vardır. Kol sayısı, bir tür içerisinde de değişiklik gösterebilir. Deniz yıldızları, hareket edebilen bir iskelete sahip değildir, bunun yerine hidrolik su damar sistemi kullanırlar. Deniz yıldızının ağzı alt kısmında, anüsü ise üst kısmında yer alır.

Ophiothrix cinsinden deniz yıldızlarının bakımı

Ophiothrix cinsindeki türler, resif akvaryumlarında sıklıkla bakılan Yılan Yıldızlarındandır ve leşçil olarak görev yapıp resifin temiz kalmasına yardımcı olurlar. Bu deniz yıldızları yaygın olarak, zeytin yeşili küçük diskleri üzerinde dikenli uzun kollara sahiptir. Disk üzerindeki desenler bireyden bireye değişiklik gösterir ve kolları, siyah ya da beyaz dikenlerle birlikte beyaz renkte olur.

Ophiothrix cinsindeki türlerin bakımı orta derecede zordur ve hızlı çevresel değişimlere karşı aşırı hassastırlar. İçerisinde bu deniz yıldızlarından bulunan bir akvaryumda tuzluluk, oksijen ve pH seviyelerini olabildiğince sabit tutmanız gerekir. Bu deniz yıldızları düşük bakır konsantrasyonlarından bile etkilenip ölebildiğinden, akvaryumda bakır içerikli ilaçları kullanmamalısınız. Deniz yıldızını başka bir yere alacağınız zaman dikkatli olmalısınız ve asla havayla temas etmemesine özen göstermelisiniz. Çoğunlukla 7 ila 15 cm. iken satışa sunulurlar ama 25 cm. büyüklüğe ulaşabilirler. Yarı agresif canlılardır.

Ophiothrix türleri, Karayipler’den getirilir ve 22 ila 26°C su sıcaklığında rahat edecektirler. Tuzluluk 1,023 - 1,025, pH 8,1 - 8,4 ve dKH 8 - 12 aralığında olmalıdır.

Ophiothrix cinsindekiler, ortam aydınlıkken olabildiğince kayaların altında saklanmayı tercih edecek gececil türlerdir. Gece boyunca ise doku artıklarıyla ve diğer küçük organizmalarla beslenirler. Eğer çok ince şekilde doğrarsanız, hayvansal yemleri de yiyebilirler. Omurgasızlar için uygun sıvı yemler ve zooplankton da hoşlarına gidecektir.


Çevirmen: Anıl Altın
Kaynak: aquaticcommunity.com

Temizlikçi Karidesler: Harika Deniz Akvaryumu Omurgasızları

Yazan: Jeff Kurtz

Tropikal mercan resiflerindeki ortakyaşamı (simbiyoz) düşündüğümüzde, aklımıza çoğunlukla palyaço balıkları ve mercanlar gelir. Ancak gözlemlenmesi ilgi çekici ve akvaryum ortamında yaratılması daha kolay olan başka bir ortakyaşam modeli daha vardır. Temizlikçi Karidesler ve onların balık müşterileri arasındaki karşılıklı faydalanma ilişkisinden bahsediyorum.

Temizlikçi olarak nitelendirilebilen farklı familyalara mensup çeşitli karides türleri mevcutken, biz burada Lysmata cinsindeki çok popüler ve bakımı görece kolay üç türe odaklanıyoruz: L. amboinensis, L. debelius ve L. wurdemanni.

"Temizlik hizmetleri burada"

Bu üç tür de temizlik hizmetlerinin reklamını yapar şekilde koyu renk desenlerini sergileyen, göz alıcı güzel hayvanlardır. Bunların balık müşterileri, mercan resifi "temizlik istasyonları"nda mutlu bir biçimde sıralanır ve dış parazitlerinin ve ölü dokularının temizlenmesi için kendilerini bu karideslere sunarlar. İri avcı balıklar bile, (çoğunlukla) onları yemeksizin temizlikçi karideslerin hizmetlerinden faydalanır.

Beslenmeleri ve bakımları kolay

Zorunlu temizlikçiler olan (yani başka bir kaynaktan besin alamayan) ve akvaryum ortamında yaygın olarak açlıktan ölen Temizlikçi Wrasselerin (Labroides cinsi ve diğerleri) aksine, Temizlikçi Karideslerin akvaryumda beslenmeleri çok kolaydır ve neredeyse tüm hazır yemleri yiyecektirler. Ayrıca, sabit şartların oluşturulduğu ve yüksek su kalitesinin sağlandığı nano akvaryumlar da dâhil olmak üzere daha küçük sistemler için de uygun canlılardır.

Hatırlatılması gereken son nokta, Lysmata cinsinden karideslerin dalgalanma gösteren ya da bozulan su şartlarına veya nitrat oluşumuna karşı toleranslı olmamalarıdır. Ayrıca, su parametrelerindeki ani değişikliklere karşı aşırı hassas olduklarından, yeni sistemlere çok dikkatli ve yöntemli bir biçimde adapte edilmelidirler.

Su kalitesiyle ilgili durumlara ek olarak, Temizlikçi Karideslerin yuva belleyeceği kayalar, saklanmaya uygun bolca kovuk, sarkıt ve çıkıntı oluşturacak biçimde düzenlenmelidir.

Beslemeye değer üç temizlikçi

Daha önce bahsedildiği üzere, burada tanımlananların dışında farklı Temizlikçi Karidesler de vardır ama biz en popüler üç tanesine göz atacağız:

Lysmata amboinensis
Lysmata amboinensis

Hint-Pasifik'ten getirilen ve yayın olarak Kokarca Temizlikçi Karides olarak adlandırılan L. amboinensis, sırtı boyunca devam eden parlak kırmızı şeritle birlikte genel olarak sarı renktedir. Kırmızı şeridin ortası boyunca devam eden belirgin ve ince bir beyaz çizgisi vardır. Ön bacakları ve sallanan uzun antenleri de parlak beyazdır. Neredeyse tamamen aynı görünüşe sahip bir Batı Atlantik türü daha vardır (Lysmata grabhami) ama akvaryumcularda bu türle karşılaşmak pek mümkün değildir ve iki türün bakım ihtiyaçları da çok benzerdir.

Kişisel deneyimime ve diğer birçok akvaristten alınan bilgilere dayanarak, iş akvaryum arkadaşlarının temizlenmesine geldiğinde L. amboinensis bu üç tür içinde en iyisidir. Esasen, bu türden birkaç bireyi yıllar boyunca besledim ve güvenilir temizlikçi olduklarını kanıtladılar. Bu tür ayrıca, elinizi akvaryumun içine küçük bir balık yemi tutarak soktuğunuzda elinize tırmanacak ve elinizin üzerinde dolaşacaktır.

Lysmata debelius
Lysmata debelius

Başka bir Hint-Pasifik temizlikçisi olan L. debelius, çocukken onu ilk defa Şikago'daki Shedd Akvaryumu'nda gördüğüm günden beri, benim favori Temizlikçi Karidesim oldu. Yaygın olarak Kan Kırmızı Ateş Karidesi veya Kırmızı Temizlikçi Karides olarak bilinen bu tür, bacaklarındaki beyaz "çorapları", beyaz antenleri ve vücudunun ön kısmındaki beyaz noktalarla birlikte genel olarak parlak kırmızı renktedir.

Bu daha utangaç ve münzevi tür de balık arkadaşlarının ve akvaristlerin elini temizleyecektir ama bunu L. amboinensis gibi eksiksiz ve iştahli biçimde yapmaz. Kaya düzenlemesinde akvaryumun ön kısmına doğru birkaç çıkıntı ve sarkıt oluşturmanız, bu mahcup karidesi görme fırsatınızı arttıracaktır.

Lysmata wurdemanni
Lysmata wurdemanni

L. wurdemanni, akvaryumlarda temizleme davranışı sergileme konusu açısından en az güvenilir türdür ama yine de bakılmaya değerdir. Batı Atlantik'te yaşayan bu tür, kırmızı beyaz çizgilere sahip ve yaygın olarak Nane Şekeri Karidesleri olarak adlandırılan bir gruba mensuptur. Ben bu türü sadece güzel görüntüsü ve kolay bakımı için değil, ayrıca zaman zaman istilacı Aiptasia anemonlarının temizliğine katkı sağlayabildiğinden ötürü besledim.

Ancak bu karidesleri Aiptasia ile mücadele için eklerseniz, tüm bireylerin bu mücadeleye eşit biçimde katılmayacağını bilmelisiniz. Bazıları temizliğe katılacaktır, bazıları ise hiç ilgi göstermeyebilir. Ayrıca "Nane Şekeri Karidesleri" grubundaki tüm türler Aiptasia yemez ve Lysmata californica türü de serin sularda yaşar ve tropikal akvaryumlar için uygun değildir. Eğer amacınız Aiptasia kontrolü ise, tercihinizi L. wurdemanni'den yana kullanabilirsiniz.

Uygun akvaryum arkadaşları

Temizlikçi Karidesler, bu küçük kabukluları kıtır kıtır yemeye veya yutmaya meyilli olmayan herhangi bir balıkla bir arada tutulabilir. Yani Tetik Balıkları, Balon Balıkları, Orfozlar, iri Şahin Balıkları, iri Wrasseler, Mürenler, Aslan Balıkları ve benzeri balıklar uygun akvaryum arkadaşları değildir. Bu balıklar doğada Temizlikçi Karideslerden faydalansalar bile, kapalı bir sistemde sürekli bir arada olduklarında avcı içgüdülerin harekete geçme olasılığı daima vardır.

Resif sistemlerine eklenmeleriyle ilgili olarak L. amboinensis ve L. debelius'a genellikle mercanlara ve diğer durağan omurgasızlara zarar vermeme konusunda güvenilebilir. L. wurdemanni ise resif akvaryumunda daha az güvenilirdir. Sonuç olarak, Aiptasia yiyen bir karidesin diğer omurgasızların tadına bakmayacak olması pek beklenmemelidir.


Çevirmen: Anıl Altın
Kaynak: saltwatersmarts.com
İlgili makaleler: 1) Kan Kırmızı Ateş Karidesi, Karides Arkadaşını Neden Öldürdü?
2) Tabanca Karidesleri ve Gobiler: Harika Ortaklar